Recent Posts

Batıdan gelen fikri yapı neler yaptı…

Osmanlının son 40 yılına Selanik şehri damga vurmuştur. Osmanlı’yı yıkan kadro ya orada doğmuş, yada bir biçimde orada bulunmuştur. O zamanki Selanik nüfus yapısı içerisinde,Yahudi kökenli Sebatayistler çoğunluktadır. Osmanlı bürokrasisine de İttihat ve Terakki hakim olduktan hele hele siyasette de etkin olduktan sonra, Cumhuriyet kurulana kadar, Balkanlar dışından devletin kademelerine yükselen Anadolu insanı, İttihat ve Terakki çetesi tarafından yavaş yavaş tasfiye edilmiş, Anadolu gençliği de savaşlarda tükenmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibarende, başta Selanikten olmak üzere, Balkanlardan okumuş- yazmış balkanlılar Anadolu’ya göç etmiştir. 1924 mübadelesi ile bu göç hızlanmıştır. Gelen bu takım devletin önemli kademelerini ve kilit noktalarını işgal etmişlerdir. bunlar sadece kendilerini getirmemişler fikri yapılarını da getirmişlerdir. Bu fikri yapı da Anadolu insanının değerlerine ters, Türk örf ve adetinden, islamdan uzak, içi boş bir din anlayışı ile bezeli bir fikri yapıdır. Bu yapıyı korumak vegeliştirmek içinde Türkiye’ye özgü bir laiklik geliştirilmiş, bu laikliğin üzerinede Atatürk giydirilmiş, Atatürk’ün üzerine de Atatürk’ü koruma kanunu örtülmüştür.Bu olanların bir çouğu Atatürk’e rağmen bu fikri yapıyı getirip geliştirenler tarafından uyguyamaya konulmuştur. Atatürk, İnönü ile 33 derece Mason olduğu söylenen Celal Bayar tarafından 932 den sonra adeta Çankaya’ya hapsedilmiştir. İlginçtir, Atatürk’ü koruma kanunu da Bayar tarafından1950 den sonra getirilmiştir.
Bu fikri yapı, tabiki dış desteklidir. Özellikle de Yahudi sermayesi ve Batılılar bu yapının destekçileridir. O zamanki Türkiye’nin fakirliği de düşünüldüğünde, adeta Batı sömürgesi halindedir. Bu halden ülkeyi kurtarmak isteyen ne kadar milli ve yerli yönetici geldi ise, hepsi de bir biçimde bu fikri yapıyı kuran kollayan devamini sağlayan, iç ve dış destekciler tarafından yok edilmiştir. Örnek mi… Osmanlı son dönemindeki,Milli olan Padişahlardan Abdülaziz öldürüldü, 2. Adülhamit görevden uzaklaştırıldı, Assla hin olduğunu kabul etmediğim Vahdettin Han sürüldü, Atatürk, ( o da öldürüldü),Menderes, Özal, Muhsin Yazıcıoğlu öldürülmüşler, Erbakan’da tasfiye edilmiştir.Şikdi ise Erdoğan tasfiye edilmek istenmektedir.Allah korusun..
Bu yapıyı yazılarımızla halkımız iyi anlasın diye hep anlattık. Anlatmaya da devam edeceğiz. Çünki bu yapı sırf Türk milletinin başının belası değil, aynı zamanda Muhammed ümmetinin de baş belasıdır.Esasen burada esas hedef ümmettir dolayısı ile de İslamdır. Gerisi hep boş laf… laga luga…
Türk milleti Allahı’ın izni ile İslam’ın ve ümmetin lideri olup yüz yıllardırİslam kılıçtarlığı yaptığı içinde, kozlarını Türk Milleti ve onun ayakta kalan tek devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ile paylaşmak. istemektedirler. 1699 yılında karlofça antlaşması ile boğazımıza geçirilen kölelik ipinin, Lozan Antlaşması ile dahada sağlamlaştırdıkları için,yaklaşık 300 yşıldır olar efendi Türk Milleti Köle, faiz, döviz, enflasyon oyunları ile bu milletin kazançlarını, boğazdaki 5000 özel ve tüzel kişi ve arkasındaki dış güçler sömürüyor, millette inim inim inliyordu. Ak Parti ve onun lideri Tayyip bey sayesinde sömürü çarkları birer birer kırıldı, millet rahatladı, hayal gibi görnünen yatırımlar yapılmaya başladı. Türkiye ayağa kalktı, ümmetin umudu oldu. Vaaaay… sen misin diyorlar, çarkımıza çomak sokan… Ölümlerden ölüm beğen…. Üstüne üstlük birde Batı’ya bağımlılığın çıkarılp atılması, tam bağımsızlık girişimi olan, referandum olayı, siyonist Haçlı ittifakını çileden çıkardı…,
Ulan yamyam , kan emiçi katil Batı…, ve onların efendileri Siyonistler ,içerideki işbirlikçileri… çıldırın, patlayın, çatlayın, en güçlü silahlarınızla gelin üstümüze, ne yaparsanız yapın, ama şunu iyi bilin, en güçlü silah imanlı insandır, o da ümmette çok var, ve Allah nurunu tamamlayacaktır. Bu Allahın vadidir….Allah bize yeter….

CHP doğuracak da , ebesi kim olacak…?

25.05.2016
CHP bu gidişle doğuracak. Üst akıl malum bir kaset operasyonu ile, Deniz Baykal’ı uzaklaştırıp,Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nu Chp’nin başına getirdi.Neden Kemal bey,,,? Üst akılın gayesi ne…? Dünyayı yöneten üst akıl, ezelden beridir ülkemizi ırki anlamda bölmek istediği gibi ,Alevi kardeşlerimiz üzerinden dini bazda da bölmek için planlar yapıyor.
Irkı anlamda bölmek için yaptığı planlarını iki yüzyıldır uyguluyor. Otuz iki yıldır da bu işin silahlı bölümü sahnede… PKK kalkışması, kaçıncı kalkışma tarih yazmaktadır…?Son çatışmalardaki öne çıkan veriler gösteriyor ki, sahada çatışan teröristlerden çoğunluğu  kripto Ermeni… Tabii ki çok az da kandırılmış Kürt çocukları da var. Allah onlara hidayet versin. İddialara göre ( Kadir Mısıroğlu, v.s) PKK nın Kandil’deki yöneticisi konumundaki terör baronlarından, Murat Karayılan dışında, tümü de kripto Ermenidir. Suriyeli Bahoz Erdal dahil…
Üst akıl, Türkiye’ye ikinci bir cephe azmak için, bu defa hazırladıkları ikinci planlarını da uygulamaya soktular. Aleviler üzerinden bölücülük …Bunun içinde kriptoları devreye soktular. Bu anlamda hedefe varmak içinde öncelikle bir siyasi partiye ihtiyaç duydular.
Açıktan bir Ermeni veya Alevi partisi kuramayacaklarına , kursalar da oy alamayacaklarına göre,bir partiyi ele geçirerek gerekir.Bu parti de elbette Alevilerin çoğunluğunun oy verdiği CHP olmuştur. Dersimli  Alevi Kemal’in bu amaçla CHP’nin başına getirildiğini iddia edenler son günlerde yoğunluktadır.
Maalesef, Dersimli Kemal’in, parti içindeki uygulamaları da üst aklın bu düşüncesine hizmet eder durumdadır. Bu gün CHP li millet vekillerinin 87 tanesinin , parti delegelerinin ve teşkilatlarının da %80 inin Alevi olduğu söylenmektedir.
Burada bir durumu izaha ihtiyaç var. Gerçek Alevi kardeşlerimiz başımızın üstüne… Üst aklın emeline hizmet için gayret gösteren Aleviler , yukarıda da bahsedildiği gibi ,maalesef, kripto Alevilerdir. Yani, gerçekte Ermeni- Hristiyan olduğu halde, Alevi kimliği ile Müslüman görünen kişilerdir.
Değerli okurlarım, görüyorsunuz ki, üst akıl, ülkemizi bölmek, huzursuz etmek için, ikinci cepheyi de Alevi görünen Ermeniler eli ile din üzerinden açmaktadır. İkinci cephe, inanca yönelik olduğundan , birinci cepheden çok daha tehlikelidir.
PKK’nın partisi malum HDP,,, ikinci cephenin partisi bu gidişle CHP mi olacak …? Evet olacak… Çünkü , CHP yi Dersimli Kemal’in elinden almak pek de kolay olmayacak. Dokunulmazlığı kaldırılacak olan Kemal bey, hukuki olarak CHP’nin başından gitmek zorunda kalırsa da, yerine mutlaka bir Aleviyi bulup koyacaktır. CHP’nin %80 delegesi, parti teşkilatları Alevi iken, hemde çoğunluğu kripto alevi iken, bu partiyi başkalarının ele geçirmesi çok zor… Hatta imkansızdır…
Peki ne olacak…? CHP li ulusalcılar, Kemalistler, klasik solcular ne yapacak….?.. Dersimli Kemal’e boyun mu eğecekler…?Hayır…
O halde, yapılacak iş, CHP’ yi doğurtmak… Bu doğumun ebesi kim…? Dersimli Kemal bey… Bu arada, CHP yöneticileri arasında kriptio var mı, Milletvekillerinin kaçı kripto ben bilmiyorum.Söylentiler muhtelif…İnşallah azdır. Bildiğim, Kemal bey’in  Alevi olduğudur.
CHP’nin Alevi partisi olmasını hazmedemeyen CHP liler, ayrılıp yeni bir parti kuracaklar. Hem de kısa sürede kurmalılar. Çünkü ,şu andaki CHP ‘de kongre isteyen CHP li başkan adaylarının şansı maalesef yukarıda anlattığımız şekilde yok.
Ancak Alevi olmayan CHP liler yeni parti kurduklarında çok üzülmeli… CHP’nin Atatürk’ün kurduğu parti olma gibi manevi mirası ile o kadar mal varlığı, İş Bankası ortaklıkları diğer maddi imkanlar vs. tabii ki, CHP tüzel kişiliğinin, yani CHP de kalanların olacaktır… Ama başka da çare yok…
Peki, o durumda, CHP Dersimli Kemal eli ile bu şekilde doğurtulup ,bölündüğünde, CHP, barajı geçer mi….? Hayır… Hayır…. Hayır. Kripto olmayan Alevi kardeşlerimin çoğunluğu bile buna izin vermez.Vermemeli… Bir olalım, iri olalım, diri olalım… Ümmetten olalım…

Biliyorum bazıları kızacak, ama bunlar gerçek…

Yakın tarihimizin çarpıtılmış ,karartılmış olaylarından biride Şeyh Sait İsyanıdır. Kemalist kafa onu da çarpıtmış, kendi emellerine hizmet edecek şekilde bu isyanı KÜRT İSYANI olarak gerçek olmayan tarihimize kaydetmesini başarmıştır.Oysa, gerçekte bu isyan kesinlikle Kürt isyanı değildir. Milli Mücadele öncesinde, hatta sonrasında bir takım Kürt aydınlar, bağımsız Kürdistan amacı ile Kürt Teali Cemiyeti gibi dernekler kurmuşlarsa da, diğer Kürt aydınlarının çoğunluğu, bu ayrılma fikrine sıcak bakmamışlar, Milli Mücadele sırasında ümmetin diğer milletlerinde olduğu gibi, Milli Mücadeleye destek vermişler, Erzurum, Sivas kongrelerine katılmışlar, TBMM sinde temsil edilmişler vatanın kurtulması için ellerinden geleni yapmışlardır. Bunların en önemlilerinden biriside Dersim (Tunceli) Mebusu DİYAP AĞA’dır. Yunan orduları Polatlı’da geldiğinde Ankara’daki meclisin Sivas’a taşınması istendiğinde, ilk karşı çıkanların başında Diyap Ağa olmuştur. Okuma yazma bile bilmeyen bu aşiret ağası ,Kürsüye çıkmış, bu düşüncenin kabul edilemeyeceğini bağıra bağıra anlatmış, ben gitmiyorum demiştir.
Lozan konferansında, İngiliz ve Fransızlar, Anadolu’nun doğusunda, bağımsız bir Kürdistan kurulması, bu mümkün olmaz ise Kürtlerin azınlık sayılması  fikrini ortaya atınca, Anadolu’da Kürt Aydınlar, Ümmetin hiç bir kavminin azınlık sayılamayacağını, belirten telgraflarını, konferansa çekmişlerdir. Sonuçta, Lozan barış anlaşması ile, Anadolu’da ne bir bağımsız Kürdistan kurulmuş, ne de Kürt kardeşlerimiz, azınlık sayılmıştır. Bu sonuçta Kürt Aydınlarının büyük katkısı vardır. Bu aydınların başında da Said-i Nursi ve Şeyh Sait vardır.
Şeyh Sait, babadan gelme ilim meclislerinde eğitilmiş, bir fakihtir. Aynı zamanda babasından el alan Nakşibendi Tarikatının şeyhidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bilinen, sayılan ve sevilen bir zattır.
Cumhuriyet kurulduktan sonra, Lozan Anlaşmasının gizli maddeleri gereği, Cumhuriyeti kuran irade, saltanatı ve Halifeliği kaldırmış, harf inkılabı, medreselerin kaldırılması, hukukta yapılan değişikler gibi ,bir takım inkılaplar gerçekleştirmiş, bu nedenle de ülkede dine karşı soğuk bir hava esmeye başlamıştır. Bu hal, tüm ülkede,özellikle ,Doğu ve Güney Doğu Anadolu da hoşnutsuzluk yapmıştır. Tabi  ki, tüm hayatı İslami düşünceye göre düzenlenmiş,Şeyh Sait, bu durumdan fevkalade rahatsız olmuştur. bu rahatsızlığını, kendi gibi rahatsızlık duyan, şeyhlere, aşiret ağalarına yazdığı mektuplarda ve risalelerde açıkça belirtmiştir. Kendisinin düşüncesini desteleyen, bölgenin ileri gelenleri de olmuştur. Bu rahatsızlıklar o noktaya gelmiştir ki, bir kıvılcım ile alev alacak bir hal almıştır. O kıvılcım da, bulunmuştur.
Bir düğün meclisinden, bir şüpheli almaya gelen jandarmaların, tutum ve davranışları, düğün ahalisini rahatsız etmiştir. Şeyh Sait “evlatlarım, o kişileri bensize teslim edeceğim, şimdi şu düğünün huzurunu kaçırmayın, kendi ellerimle getireceğim” demesine rağmen, jandarmaların bu talebi dinlemeyip, illa biz şimdi girip o kişileri alacağız demeleri ve, Şeyh Sait’in müritleri ile, jandarmaların kavga etmeleri, kıvılcımı çakmıştır. 13.02 1925 tarihinde , Piran’da başlayan bu kavga isyana dönüşmüş isyancılar kısa zamanda çok yerleşim merkezini ele geçirmiştir.
Hükümetin başbakanı, Ali Fethi beydir. Başbakan olaylara basit birer asayişsizlik gibi bakmış, ancak durumun vahametini gören Atatürk, Fethi beyi başbakanlıktan azil ederek yerine İsmet İnönü’yü getirmiştir. Esasen, dine karşı davranışlar sergileyen yönetime karşı olan, Milli Mücadelenin , Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy Rauf bey gibi bazı önemli komutanları,
Terakki Perver Cumhuriyet Fırkasını kurmuşlar, bu fırkanın tüzüğünün 5. maddesine de,” fırkamız, dine ve dini duygulara hürmetkardır ” yazmışlardır. Uygulamada da dine saygılı olmaya özen göstermişlerdir. Bunların bu tutumu, halk nezlinde çok revaç bulmuş, kısa zamanda bu fırka taraftar toplamıştır.
Bu fırkanın, bu hali ve halkın ona yaklaşımı başta Atatürk ve İnönü olmak üzere hükümette olan Cumhuriyet Halk Fırkasını kaygılandırmış, yöneticiler,TPCF’nın Şeyh Sait İsyanını desteklediğine de karar vermişlerdir.
İnönü, iktidar olur olmaz, “Takrir-i Sükun” kanununu çıkarmış, biri Ankara diğeri Diyarbakır’da olmak üzere iki adet İstiklal Mahkemesi kurmuştur.
Sonuçta, Şeyh Sait kuvvetleri üzerine düzenli ordular gönderilmiş,isyan bastırılmıştır. Şeyh Sait ve isyanın önde gelenleri İstiklal Mahkemelerinde yargılanmış, ve bir çoğu da asılmıştır.Mahkeme zabıtlarında başta Şeyh Sait olmak üzere, asılanlar ve dinlenen tanıklar, esas gayelerinin, dine karşı olan yönetime, dine dönüşü sağlatmak için, yani ” dini mübini İslam’ı geri getirmek için, bu kalkışmayı yaptıklarını söylemişlerse de , bu söylemler revaç bulmamış,yanı dinlenmemiş, olay bir Kürt Ayaklanması olarak lanse edilmiştir.Burada, yönetimin amacı, inkılaplarını ayakta tutabilmektir. Şeyh Sait, din için ayaklandı ve bizde onu astık deseler, bunu halka anlatamazlar. Ancak, Şeyh Sait kürtlük için ayaklandı dediler mi…?Halk , hatta Kürtler bile Şeyh Sait’i lanetlerler. Yıllarca olduğu gibi. E… Bir gün huzuru ilahide, İstiklal Mahkemelerinde değil, gerçek Mahkemede bu hesaplar bir kez daha görülecek elbet…Görülecek… O mahkemede sanık olacaklara acıyalım mı?

Ali’sizler yani Kripto Aleviler , keferelerle el ele neler yapıyorlar….

Alevilik, İslam Dininin farklı bir yorumu, bir meşrebidir. Tasavvufi yönü ağır basar. Gerçek Alevi kardeşlerimizin bu inanç sistemine saygı duyuyoruz. Esasen tüm inanç sistemlerine saygı duymamız gereklidir. Müslüman olarak bizim görevimiz sadece tebliğdir. Gerisi Mevlanın işidir.Biz karışamayız.Mevla ne diyor….” Leküm diniküm vel yedin…”, Yani “senin dinin sana benim dinim bana..”
Birde kripto aleviler var….
Kripto aleviler… Yani, bir başka dine mensup iken, sonradan İslam Dinini ve ona ait Alevi meşrebini seçmiş görünen  ancak gerçekte böyle bir seçimi özde yapmayan ve eski inanç sistemi gizli gizli yaşayan kişilere kripto aleviler denir. Bir örnek verelim. Mesela, kişi Hristiyan, ancak İslam ve onun meşrebi olan aleviliği seçtim diyor. Ancak gizli gizlide eski dinini yaşıyor. İşte bu kişi kripto Alevidir. Hristiyan Kripto aleviler olduğu gibi pek tabi Musevi kripto Aleviler de vardır.
Eskiden de var olan bu Kripto Aleviler genelde 1924 yılında gerçekleştirilen, mübadele ( nüfus değişimi) olayı sırasında, yani, Anadolu’da ki, Rum, Musevi, Ermeni ahali ile, Balkanlardaki, Müslüman ahalinin değişimi sırasında çoğalmışlar.
Nasıl mı? Mesela, Anadolu’nun herhangi bir ilinde yaşayan gayrimüslim aile veya kişi, mübadele ile bulunduğu yerden Avrupa devletlerine gitmesi mecbur edildiğinde, gitmemenin tek yolu da din değiştirmesi seçeneği ise, bu kişi veya aile, gidip müftülükte şehadet getirerek din değiştirdiler ve güya İslam oldular. Sonrasında da.. İslamın Sünni yorumunu yaşamadıkları görüldüğünde ve sebebi sorulduğunda da, biz Alevi olduk dediler. Ama özde ne İslam’ı seçtiler ne de Aleviliği… Yani takiye yaptılar. Amaçları yerinden, evinden, yurdundan gitmemek için başvurulan bir yolla Anadolu’da kalmaktı ve öyle de oldu.
Olayı bir örnekle somutlaştırırsak. Van’da çiftliğinde yaşayan ve ticaret yapan Ermeni Hırant, hadi mübadele olacaksın, hazırlan dendiğinde gidip müftülüğe şahadet getirip, güya müslüman olup, Hamdi ismini alır. Ancak, zaman içinde ne namaz, ne oruç ne  zekat ne de hac.. İslam’ın hiç bir ibadetini yapmadığı görülür ve kendisine Hamdi sen Müslüman oldun ya , hani icraatları diye kendisine sorulur.Hamdi’de ben Alevi Müslümanım deyip bu mahalle baskısından kurtulur. Tabii ki, Hamdi görünürde Hamdi ama esasta hala Hıranttır. Böyle binlerce aile ve on binlerce kripto insan Anadolu’da kalır…
Eee… Ne olmuş mu diyorsunuz? Bu kriptolar neler yapmamış ki… Bu milletin aleyhine olan her kötü işte bunlar iş başında olmuşlardır. Tüm marksist örgütlerin kurucuları ve ele başları bunlardır. Son PKK  kalkışması ve öncesinde tüm Kürt isyanlarında, en küçük olayları büyüterek isyan halinde getiren bunlardır. Şu anda, PKK terör örgütü ve HDP yönetiminde bunlar etkindir… Bu gün Doğu ve Güneydoğu olaylarında. Kürt kardeşlerimize zulüm edenler de bunlar ve bunların çocuklarıdır. Kürdü, Türk’ten ayırmak isteyenlere maşalık yapanlar,Ülkemizin gerek maddi ve gerekse insan kaynaklarını heba edenlerde bunlardır.
Tabi  ortakları da çok. Ülkemizin yönetiminde, bürokrasisi de köşe başı tutmuş, 1924 mübadelesi ile Selanikten gelen Sebataylar ve Siyonistler… Türkü ve Kürdü ile aziz Türk Milletinin 150 yıllık kavgası bunlarladır.

Montrö boğazlar anlaşması ve Kanal İstanbul ve Kötü polis Rusya…iyi polis kim…?

Her ne kadar ülkelerimizin coğrafyaları bitişik olsa , uzun süre aynı sınırları paylaşsak da, Türk Milleti ile Rus Milleti tarih içinde hep yarış içinde olmuştur. Rusya hayali olan sıcak denizlere tam olarak inememiş,Türk Milleti de son iki yüz yıldır dünya düzeninde etkin olamamıştır . Özellikle cumhuriyetle birlikte, başımıza örülen çorapları çıkarmak için hep gayret içinde olmuştur. SSCB ‘ nin dağılması ve son on üç yılın istikrarı,  ekonomik gelişmesi, Türk Milleti önüne yeni ufuklar sermiş, hayalimizde olan yeni projelerin gerçekleştirilmesinin yolunu açmıştır. Marmaray, üçüncü köprü, İstanbul’a yeni hava alanı ve en önemlisi de Kanal İstanbul… Yeni hava alanı nasıl Almanları kızdırmış ise, Kanal İstanbul’da diğer milletlerden daha çok Rusları kızdırmıştır. Kanal İstanbul’un devreye girmesi ile, boğazlar rejimi ve onu düzenleyen Montrö anlaşması bay-pas edilecektir. Bu durumda da Ruslar sıcak denizlere inemez olacaktır. Nasıl olacak anlatalım….
Montrö anlaşmasında,” Karadeniz’den Akdeniz’e deniz yolu ile gitmek için başka alternatif olmadığı için, böyle bir anlaşma rejiminin düzenlendiği “belirtilmektedir. Yani bir alternatif olsa o anlaşma rejimine uyulmayabilecektir. O halde, Türkiye, sırf bunun için Kanal İstanbul’u yapıp ,uluslar arası deniz ulaşımına sokarken, boğazları devreden çıkaracak ve dolayısı ile Türkiye Montrö anlaşmasındaki bu mecburiyet ifadesini kullanarak ,boğazlardan geçme alternatifi bulundu ,  boğazlardan geçiş  boğaz kıyıları için çok tehlikeli oldu diye, uluslar arası anlaşmadaki bu ifadeden yararlanarak  devrede olan boğazlar rejiminini  devre dışı bırakacaktır.
Bununla da,Kanal İstanbul’dan geçiş rejimini de kendi belirleyeceğinden Karadeniz – Akdeniz ulaşımı tamamen Türkiye’nin inisiyatifinde olacaktır.
Yani… Rusların Akdeniz’e, sıcak denizlere inmesi Türkiye’nin elinde olacaktır.
Rusya ,ne yapıp edip Kanal İstanbul yapılıp bitirilmeden Suriye karmaşasında bir an önce sıcak denizlere inmek, inmeyi kalıcı kılmak için politikalar geliştirmekte ve eylemler yapmaktadır. Amerika ve batası Batı da Rusya’nın bu hırçınlığına çanak tutmakta, ancak iyi polis rölü ile… Tabii ki, Rusya’ da kötü polis….
Peki… Rusya bu karmaşa da başarılı olacak mı? Ne gezer… SSCB, nasıl Afganistan’a saldırıp orada boğulup dağılmış ise, Rusya’da Suriye’de batıp dağılacaktır.
Yeni Türkiye’nin kuruluşuna Batası Batı ve Rusya farkında olmadan katkı sunmaktadır. İnşallah…

Konya’nın dev adamı Ahmet Sorgun Milletvekili oluyor.

25 yıldır tanıdığım dostum Ahmet Sorgun… Tam anlamı ile hayatının hen anını Allah’ın rızasını kazanmak için yaşayan bir kişi. Allah rızası onun için tüm rütbelerin üstünde.Dünya malına, zenginliğe,paraya hiç bir zaman değer vermemiş bir gönül eri.Görev istememiş, ona hep görev verilmiş. Aldığı tüm görevlerde de daima başarılı olmuş çalışkan bir insan.
Bir köy çocuğu çocukluğu ve gençliği zenginlik içinde geçmeyen, hep aşağıdakilere bakıp haline şükreden, çok mütevazi kişiliği ile herkesin oğlu , yeğeni, arkadaşı,abisi ,kardeşi…
Ortaokul yıllarında başladığı davasına hiç ara vermeden bu günlere gelen dava adamı. Cemiyetçi kişiliği ile sorun üreten değil sorun çözen bir kişilik..
İhlasla davasına hizmet eden kişilerin Yaratan devamlı önünü açar. Ahmet beyde sürekli ihlaslı ve tevekküllü olmuş biri. Yaratan da ona mükafatını beklemediği görevleri ihsan ederek verdi. Şimdi o Konya’dan milletvekili  adayı… Seçilebilecek bir yerden. Yani kesin milletvekili olacak. Hayırlı olsun.
Ben Ahmet beyin, milletvekilliğini de layığı ile başarabileceğine inanıyorum. Çünkü onun kişiliği başarısızlığı kabul etmez.Güç görevlerin adamı o… Cüssesi küçük ama cürmü her zaman büyük olmuş bir dev…. Konya’ya hizmet ederek isim bırakacağına inanıyorum.
Ahmet bey sıradan bir milletvekili olamaz. Mutlaka ayrıcalığı olacaktır.Konyalıların Ahmet Sorgun’a sahip çıkmasını istiyorum. Dilerim onu bakan olarak da görürüz.Başarılar…

Bülent Arınç’ın özgül ağırlığına ne oldu ki…?

Bülent Arınç abi… Yanlışlar içindesin… Davamıza zarar veriyorsun…Kendince hangi mazeretleri üretirsen üret,eneni tatmin etmeye çalış,bunun sebebini Türk kamuoyu iyi biliyor. Abi sende biliyorsun ki bu dava bir çınar , dava düşmanları bu çınara zarar vermek için canhıraş çalışırken, sana ne oluyor ki, elinde balta çınarın sallanması için balta sallıyorsun.Sende biliyorsun ki, çınara salladığın baltanın sapıda bu çınarın bir dalından… Anladın herhalde ne demek istediğimi…
2 Şubat 2012 MİT olayından sonra, gezi olayı sürecindeki tutumun, Paralel yapı ile yapılan mücadeledeki ikircikli tavrın, ülke düşmanları davamıza sembol olmuş AK Parti ve onun Kurucu Genel Başkanı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a olan saldırıları göz önünde iken” önceleri bizdik, şimdi ben olduk” bize Troyika diyorlardı ,ya şimdi …Gibi kendinin ön planda olması durumlarını özleyiş içinde olmanız, açıkça sayın Cumhurbaşkanına cephe alıp ,ayrışmanız, ben başkayım, benim özgül ağırlığm farklı deyip payelenmeniz ,milletin gözünden kaçmıyor…
Önemli meselelerde davanın zararına olarak,farklı düşüncelere girip, kendinize göre, dava düşmanlarının ekmeğine yağ süren açıklamalarınız neyin nesi ? Bu açıklamaları yapmak zorunda mısın? 6 Haziran öncesi, Melih Gökçek ile tartışmaya girmeniz ” 7 Haziranda bazı açıklamalarım olacak” demeniz AK Partiye ne kadar puan kaybettirdi biliyor musunuz ? Şimdilerde de,’ CHP ile koalisyon kurulabilirdi, başbakan da bunun olması için uğraştı ama, olmadı.’  gibi cümleler kurarak, zaten kafasına sinek konsa, ayağına taş takılsa cumhurbaşkanından bilen ve CHP ile koalisyonu cumhurbaşkanının kurdurmadığını özellikle, seçim malzemesi yapmak isteyen güruha malzeme vermen neyin nesi… Ak Parti tabanının CHP ile koalisyonu istemediğini, CHP ile koalisyon kurulsa, CHP li bakanların asılsız yolsuzluk iddiaları ile, şer medyasını da arkasına alarak Ak Partiye neler yapacağını en iyi sen biliyorken söyle bir açıklamayı nasıl yaparsın ? Ayrıca başbakanda CHP ile neden koalisyonun kurulamadığını samimi olarak açıklamışken  böylesi söylemler kullanıyorsun.Senin amacın ne?  Ülke düşmanları, cumhurbaşkanı ile başbakanın arasına nifak sokmak istiyor. Ya sen ? “Cumhurbaşkanı liderlik özelliklerini taşıyor ve o bizim kaderimiz  ama başbakanda da aynı özellikler var o da lider özellikleri taşıyor “gibi cümlelerinizle sizde nifakçı değil misiniz ? Ülke böyle bir durumda iken ülke yöneticilerinin arasına nifak girerse, bundan ülke zarar görmez mi Bülent abi… Sen bunu mu istiyorsun ? Senin ve Abdullah Gül’ün gezi olayları sırasındaki aciz tutumunuz belli iken, sayın Gül’ü göklere çıkarıp, beceri ve kabiliyeti dünyaca malum olmuş Tayyip beyi eleştirmeniz, sizin haddiniz mi? Bülent abi sen ve Abdullah Gül bir yerlere gelmişseniz bilin ki, Tayyip bey sayesinde geldiniz.Farklı ne özellikleriniz var? Mesela senin “hatipliğin” dışında ne özelliğin temayyüz etmiş ? Bilmiyoruz . Haddinizi bilin! Millette benim gibi düşünüyor. Aksini düşünüyorsanız, çıkın ortaya görün halinizi. Örnekler ortada… Erkan Mumcu,Abdüllatif Şener… Onları da özgül ağırlığımız farklı diye ortaya sürmüşlerdi. Onlar şimdi ne yapıyorlar ki ?Onları şimdi hatırlayan kaç kişi var? Unutulup gittiler. Seni de, sizi de unuturuz be abi… Bir çekim merkezi olmazsa özgül ağırlığın anlamı kalmıyor. Güzel konuşmanın da, Bülent abi…Kalmıyor… Bari sus… Bari enelerini tatmin için davaya zarar verme.Biz seni unutmayız. Sevgin yine başka…

Başbakan Ahmet Hoca, Atom karınca ….

siyasi Tarihinde, siyasetçilerin bazılarının kendileri ile özdeşleşmiş lakapları vardır. Mesala; İsmet İnönü,”Milli Şef”, Süleyman Demirel ” çoban Sülü”, Necmettin Erbakan “hoca”, Bülent Ecevit “karaoğlan” , R:Tayyip Erdoğan “uzun adam” gibi…. Peki, Konya Taşkent (Pirlerkondu)İlçesinden çıkan, Türkmen oğlu Davutların Ahmet’e , yani Ahmet davutoğlu’na ne demek gerekir…?. Düşündüm, taşındım, tipine, çalışma sistemine, hayatındaki gelişmelere ve başarılara baktım, özellikle de 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonraki performansını düşündüm, ben hemşehrim Davutoğlu’na “Atom Karınca” lakabını layık gördüm… Atom karınca…
Bazı insanlar vardır, fiziki duruşlarının kat be kat üstünde sosyal hacmi, fiziki kilosundan çok daha fazla sosyal ve psikolojik ağırlığı vardır. Davutoğlu’da böyle kişilerdendir. Görünümünden daha geniş hacimli, ağırlığından da daha ağırdır.Oturduğu her koltuğu doldurur, üstüne aldığı her görevi layiki ile yerine getirir.
Tayyip Erdoğan gibi, karizmatik bir Dünya liderinin yerine başbakan olduğu halde, o koltuğu doldurdu.Bazı Ak Parti düşmanları, vay efendim, Davutoğlu figüran, Erdoğan yine fiili başbakanlık yapıyor deseler de, bu doğru değildir. Atom karınca, koltuğu dolduruyor… Elbette,Cumhurbaşkanı ile, devlet işlerini görüşme, konuşma ihtiyacında olabilir… Bu doğaldır. Hangi kişi başbakan olsa bunu yapmak zorundadır…
Her şeye rağmen, hemşehrim Atam karınca, başbakanlığın hakkını veriyor… O bizden biri, içimizden biri, Türkmeneli, Pirlerkondu <köyünden çıkmış bir Anadolu yiğidi…
Ben, Başta Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu’nun yönetimindeki Ak Parti kadrolarının bu devleti en iyi şekilde yöneterek, Aziz Milletin hak ve hukukunu koruyacaklarını, canrları pahasına bunu yapacaklarını biliyorum. Kolay gelsin Uzun Adam, kolay gelsin Atom karınca….

Kandil satıldı mı….?.Satıldı…

7 Haziran seçimlerinden bir hafta önce Doğu Anadolu gezisine çıkmıştım. Aşağı yukarı Doğuda gezmediğimiz il sadece Bingöl kaldı ,diğer illeri hemen hemen gezdik. En modern il tabi i ki Van… Malesef en bakımsız il de Erzurum… Erzuruma üzüldüm doğrusu… O tarihi mekanların çevresi mezbele gibi… Belediye başkanına buradan selam ediyorum. Lütfen biraz dikkat… Erzurum bu hali hakketmiyor. Gönlümdeki Erzurumla, gördüğüm Erzurum beni hayal kırıklığına uğrattı.
Gördüklerim, sadece, sosyal ve tarihi doku değildi elbette.siyasal doku da beni hayretlere sevk etmişti. Elazığ’a gelene kadar Van’daki bir kaç Ak Parti afişinden başkta HDP afişlerinden başka hiç bir afişe rastlamadım.Ak parti afişleri de yırtıktı.
Yani şehirlerdeki solunan siyasi hava belli idi. kaçak kaypak konuştuğum insanlar fevkalade tedirgindi. Üzerlerinde bir baskının olduğu açıktı.
Ben ısrarla, ” mezara girdiğimizde Türk Mustafa, Kürt Ali,,, Veli demeyecekler, Irk yok ümmet var… Elbette ırkımızla övüneceğiz ancak ırkçı olmayacağız, biz din kardeşiyiz ” dediğimde, çocgu biliyoruz ama ne yapalım, çaresiziz gbi mimikler yaparak cevap vermeye çalışıyorlardı…
Belli ki, çöçüm süreci, doğuda , malum örgüt ve HDP tarafından farklı kullanılmış, yaratılan rahatlıktan yararlanarak halka istenilen baskı kurulabilmiştir. Yazık… Çok yazık… Bu süreç, bir fırsat olabilirdi. Hem biz gerçekten kardeş değilmiyiz…? Bin yıllık hayat öyküsende, hataları, sevapları ile birlikte hep beraber olmadık mı…? Atatürk’le ilgisi olmayan Masonik – Siyonist, İslam düşmanı Kemalist felsefenin Türkiye’de ürettiği politikalar , Doğu da Kürt kardeşlerimizi asimle etmek için baskılarken, Batı da da Müslümanlara kan kustrmadı mı…? Hep beraber Kemalimzimin karşısına dikilip, hesap sormamız gerekirken bu ayrımcılık, ayırıcılık niye…? Batının oyuncağı halinde kurulan bir Kürdistan, ne yapacak…? zengin olsa ne olacak….? Irak ne oldu…?
7ıHaziran seçimlerinde, HDP nin aldığı sonucu nasıl aldığını, emanet oyları vs. biliyoruz. Ancak herşeye rağmen bu sonucu HDP iyi değerlendiremedi. Şımardı. Kadildekilerde suriye’de ortaya çıkan siyasi ve askeri durumlanda yarar umarak güç zehirlenmesine uğradı. O da şımardı. Evet ikisi de güç sarhoşluğuna kapıldılar.
Birazda Türkiyedeki siyasal ortam, hükümetin istifası, koalisyon hükümetinin kurulmasının zorlukları, kurulamazsa, erken seçime kadar geçecek olan süredeki boşluk, HDP ve kandili heyacanlandırdı. Suriye’nin Kuzeyindeki PYD’nin ABD ile olan işbirliği de eklenince, tam da zamanı dediler, biz bu arada hem Suriye Kürdistanını kurarız hemde Türkiye’de ki halk isyanı nı başlatırız… Silahları da kırsala , şehire sakladık…Nasıl olsa hükümet geçici… Bir şey yapamaz…
Ancak, unuttukları bir şey vardı. Tayyip Erdoğan… Tayyip bey Türk halkının %52 sini almış, idarenin başı ve başkomutandı… Hükümet geçici olsada yenisi kurulana kadar, hükümetti…
Kürtlerin dostu Amarika mı…? Amerika, menfaati için dostunu anında sattığını tarihte çok gördük. Geçmişte kürt lider Molla Mustafa Barzani’yi ( Mesut Barzaninin babası) da satmıştı… Şimdi de satar, yarında satar… satar… Gavurdan dost olmaz.. Bunu anlayın artık…. Bizim dostumuz ancak biziz… Yani ümmet… Ümmet…

Atatürk’ün silah arkadaşı Deli Halit Paşayı Kemalistler TBMM’de ,neden öldürdü..?

Deli Halit Paşa, Çerkez asılı bir ailenin çocuğu olarak 1883 yılında İstanbul’da doğar. 1903 yılında Harbiyeyi bitirip teğmen rütbesi ile orduya katılır. 1911 Trablusgarb savaşından itibaren, milli mücadele dahil bir çok savaşın cephelerinde kahramanca savaşır.Üstün başarılar elde eder. savaşlardaki başarıları, dürüstlük,bilgi ve liyakatı yanında cesareti nedeni ile de kendisine “deli” lakabı takılır.Özelliklede,Ruslarla yapılan Doğu cephesi savaşlarında gösterdiği başarıları ve Ruslardan Kars ve Ardahan bölgelerini geri alması sonucunda kendisi öldüğü halde ailesine” KARSIALAN” soy adı verilir.
Halit Paşa, 2. Meclise Ardahan milletvekili olarak girer. Mecliste de kendisini hemen hissettirir. Çok dürüsttür.TBMM’de dönen bir takım menfaat odaklı dolaplara hemen itiraz eder. Özellikle de Cumuhuriyet Halk Partisinin geçmişteki devamı olan, Cumhuriyeti kuran irade olarak biliinen Atatürk’ün de içinde olduğu ” Hakimiyeti Milliye” gurubunun tutum ve davranışları deli Halit Paşayı çok rahatsız ettiği , dönemi yaşayan kişilerin hatıralarında iddia edilir.Atatürk’ün bu dönen dolaplardan haberi var mı … Yok mu…? Bilemiyoruz. Zira bizdeki liderlerin yakın çevresi menfaat grupları ile çevrelenir ve lider o çevreleri aşamaz.. Şüphesiz Atatürk’ün de çevresinde, hep rahatsız olduğu böylesi bir çevreleme vardı.
Deli Halit, Suriye cephesinde savaşırken, silah arkadaşı, Ali Çetinkaya(Kel Ali) ile ters düşer, Aralarında büyük bir huzursuzluk ve tartışma vardır. Adeta birbirlerini gördüklerinde boğazlayacak haldedirler.
Ali Çetinkaya da, Atatürk’ün arkadaşları arasında, birinci halkadadır.Çevresi kalabalıktır. Her yerde enaz 5 kişi ile dolaşmaktadır.Bu halin. birazda deli Halit Paşadan korktuğu için olduğu söylenir.
14.2.1925 günü Halit Paşa kürsüde,malül gazilere,şehit yetim ve dullarına maaş bağlanması için konuşmaktadır. Keli Ali ve ekibi oturdukları yerden Deli Halit paşayı , para yok… para …diye …Yuhalarlar. Paşa da sırf ben Doğu cephesinden 5 araba dolusu altın ve mücehverat gönderdim, ne yaptınız , Kafkas ve Hindistan Müslümanlarının gönderdiği paralar nerede…? Diye bağırır. Tartışma çıkar.. Deli halit kel Ali’yi düelloya davet eder…Bunun üzerine Paşa meclisten çıkarken koridorda karşılaştığı Kel Ali ve ekibi ile karşılaşır,yine tartışma çıkar,kel Ali ve 5 arkadaşı Paşaya saldırır. Paşa 6 kişiye karşı kavga eder. Kel Ali ve Paşa’ının elinde silahlar da vardır. 6 kişiye rağmen Kel Aliyi altına alır ve silah kabzası ile dövmeye başlar,Diğer 5 kişi bir türlü Kel Aliye paşanın elinden alamaz. Bu arada gürültüye, Kel Ali’nin çok yakın çevresinden, Rize millet vekili Rauf bey gelir, elinde silahta vardır. Bu 5 kişiden biri ne duruyorsun Ali beyi öldürecek demesi ile, Rauf bey paşayı arkasından silah ile vurur. Paşa yere yıkılır.Ekip, kel Ali’yi alarak oradan uzaklaşır.
Paşa oraya yıkılır ama ölmez. Çevreden bir iki Millet Vekili gelir, meclis katipleri ile birlikte paşayı bir odaya masaların birleştirilerek yapılması sonucu elde edilen bir yatak üzerine yatırılır. İlk önce paşanın şuuru açıktır. Kendisini kimin vurduğunu ” keli altıma aldım, diğerleri elimden alamadı, puşt Rauf beni arkamdan vurdu “ifadeleri ile belirtir. Ayrıca bu durumu görüp, sonrasında hatıralarında yazan görgü tanıkları da vardır.
Deli Halit Paşa, yatırıldığı meclis odasında, 5 gün kalır. Hastaneye götürülmez. hatta kendi kardeşi ilgililere, bu arada şu anda yaşayan aile fertlerine göre Atatürk’e bile rica ederler, alcak hastaneye kaldırılmasına bir türlü izin verilmez. Vurulmasından 5 gün sonra yani 19.2.1925 te ölür. Bu süreçte, ciddi bir tedavide yapılmaz. Zaten, meclis odasında arkasından kurşunlanan bir kişiye ciddi bir tıbbı müdahale yapılmasıda düşünülemez.Bu durumda ,ipaşa adeta ölüme terk edilir. Neden mi…? Paşa dürüstür… değerlerine bağlıdır, dışarıdan empozeli bazı inkılaplara da karşıdır. Bazıların menfaat tekerlerine çomak da sokmaktadır. Birde, ozaman Kazım Karabekir ve arkadaşlarının kurduğu ” Terakkiperver Cumhuriyet Fıkası”na sempati duymaktadır.Esasen, bu parti mensuplarının bazısı ” üç Aliler Divanı ( kel Ali divanı)marifeti ile idam edilmiş, bazısı hapislerde çürütülmüş, bazısıda yurt dışına canını zor atmiştir.
İşin adli boyutu da enterasandır. Paşa mecliste yatırken Ankara Savcısı çağrılır. İfadeler alınır. kel Ali paşayı kendisinin vurduğunu söyleyip, suçu üzerine alır.. İş meşru müdafaya sokulur. Kel Aliye ceza da verilmez.
Değerli okurlarım, bu Kel Ali Atatürk’ün birinci halkadaki arkadaşlarındandı. Daha sonra,bu adam Ankara İstiklal Mahkemesi Başkanı yapıldı. Yani , bu adam ” sanığın idamına, delillerin sonra değerlendirilmesine” diyerek meşur idamlara karar verdiği iddia edilen ” Üç Aliler Divanı Başkanıdır”. Yani Katil kel Ali mahkeme başkanı yapılarak, insanları delillere bakılmadan siyaseten idam edilmesine imkan verilmiş, kurucu irade adına ne kafalar koparılmıştır.
Hey Kurucu İrade… Hey Kel Aliler…., bu Aziz Millet hala sizin çömezlerinizle uğraşıyor…Ama az kaldı…. Şafak yakındır… Yakın…